Dün ders anlattığım amfiden 3 öğrenci ziyarete geldi
bugün, biri İzmir Fen Liseli bir kardeşim. Huzursuzluğumun ve hoşnutsuzluğumun
dışarıdan anlaşılabilir olduğunu ve onlara da yansıdığını ifade etti içlerinden
biri. Şaşırdım diyemem. Öyle bir ruh hali içindeyim ki bunun yüzüme, sesime,
yaptığım işe ve bunlara bağlı olarak karşımdakilere yansımaması şaşırtıcı
olurdu. O kadar iyi bir aktör olmadığım muhakkak.
Anlattığım dersin bana hissettirdiklerini anlattığım
yazıya, adını vermek istemeyen bir okur şöyle bir yorum yapmış:
Peki niye başkalarının cezasını çekiyor o ders
anlattığın gençler? Onların suçu ne?
Sanırım bu yorumu yapan okur, dersi kasten eksik ve/veya
yanlış anlattığımı varsayıyor ama yanılıyor. Buna basitçe üç sebep
gösterebilirim.
- Ne
şekilde olursa olsun üzerine düşen bir görevi yerine getirmek gibi, iş
ahlakının en temel unsurlarından birinden mahrum bir insan değilim. Bir görev
varsa yaparım.
- Yediği lokmayı hak etmeye gayret eden, haram-helal nedir gözetmeye çalışan bir müslüman olmaya çalışıyorum.
- Eksik,
yanlış ve bu sebeple soruşturmaya sebep olacak bir iş yapıp, sonra da bunu tüm
dünyaya duyuracak kadar aptal bir insan da değilim.
Bir işi yapmanın yeterliden başlayıp, kusursuza
kadar ulaşan geniş bir yelpazaye yayılan yöntemleri vardır (yetersiz ise iş
yapılmamış kabul edileceğinden ondan söz etmeye bile gerek yok). Bir örnekle
anlatmaya çalışayım:
Varsayalım ki bana verilen görev ders anlatmak değil
de 4 kişilik bir grubu doyurmak olsun ve bana bunun için makarna yapacağım
söylensin. Bu durumda sunabileceğim kabaca iki menü olurdu sanırım:
- İyi
pişirilmiş, tuzu-yağı eksik olmayan, hamurlaştırılmamış, kararında, yani ne
eksiği ne de fazlası olan bir makarna hazırlayıp servis edebilirdim. Servisi de
örtüsü olmayan ama temiz bir masada, temiz ve sade tabaklar ve çatallar ile yapabilirdim
(yeterli versiyon).
- İkinci
menüde makarnayı aynen pişirir ama bu kez yanında harika bir sos hazırlardım. Masaya
güzel bir örtü serer, şık tabaklara koyduğum soslu makarnayı lüks restoranları
aratmayacak bir şekilde süsleyerek servis eder, masaya gümüş çatallar koyardım (kusursuz
olmasına çalışılmış versiyon).
Bu görevi özgür bir adam olarak yapsam ikinciyi
yapardım, iş bana zorla yaptırılıyorsa ilkini.
Ders konusunda olan da aynen budur aslında. Bu dersleri
anlatma görevi bana verildiğinde derste anlatılması gerekenler için gerekli ve
kabul edilen içeriğin ne olduğunu özellikle sordum ama bunları net olarak
belirten bir müfredat olmadığı cevabını aldım, Kayaalp’i esas almam tavsiye
edildi. Anlatmış olduğum dersi farmakoloji konusunda Türkçe temel kaynak kabul
edilen Oğuz Kayaalp’in kitabı esas alınarak ve buradaki bilgiyi öğrencilere
aktaracak şekilde hazırdım ve o şekilde anlattım ama görsel olarak çekici bir
sunum olarak hazırlamadım. Bilgileri içeren ama fazla şekle yer vermeyen kuru
bir sunum halindeydi. Sunumlar sırasında dinleyicinin dikkatini canlı tutmak
üzere verilecek aralar, yapılacak espriler gibi meseleye şirinlik ve çekicilik
katacak unsurlara yer vermedim ama ilgili ilaçlar hakkında öğrencilere
doktorluk hayatları boyunca lazım olacak bilgiler eksiksiz olarak anlattım. Yani
gençler başkasının günahını çekmiyorlar ama sahip olabilecekleri daha iyi ve
daha güzel bir şeyden mahrum kalmış oluyorlar. Karşılarına çıkarılan hoca benim
gibi zorla iş yaptırılan biri değil de, buraya isteyerek gelmiş biri olsa önlerine
konanın soslu makarna olması ihtimali artardı sanırım ama bunu sağlamak benim
görevim değil.
Bir hesap sorulacaksa bana değil, beni o çocukların
karşısına koyanlara sorulmalı sanırım. Mesela şunları sorabiliriz:
- Farmakoloji
bölümünde personel eksiği varsa bunu neden normal yollardan karşılamadınız?
Normalde açacağınız kadroya başvuracak kişiyi değerlendirme ve yetersizse işe
almama şansınız olurdu oysa bunun yerine kalitesi hakkında hiçbir fikriniz
olamayacak bir kişinin kura ile gelmesine razı oldunuz.
- Ders
anlatma konusunda yeterli olup olmadığını değerlendiremeyeceğiniz bir yöntemle
gelmiş olan bu personeli derse sokmadan önce bu konudaki yeterliliğini
değerlendirmek için hangi işlemleri yaptınız veya bir işlem yaptınız mı? Bu
konudaki yeterliliğini sağlamak üzere bir derse veya kursa katılmasını
sağladınız mı?
- Daha önce ders anlatmadığını bildiğiniz bir personeli ders anlatmaya gönderdiğinizde, en azından ilk derslerde kendisini daha deneyimli bir hocanın da dinlemesi ve değerlendirmesi daha uygun (hatta gerekli) olmaz mı? Bu deneyimli hocanın eksik kalmış noktalar varsa ders sonunda bunları da tamamlaması mümkün olur ve öğrencilerin olası mağduriyeti engellenmiş olurdu. Tecrübesiz personeli de ders sonrasında eksikleri konusunda bilgilendirir ve bunları tamamlamasını sağlardı.
İçim rahat. O dersleri eksiksiz anlattığımı
düşünüyorum. Ders anlatırken kullandığım slaytları öğrencilere bıraktım, bilgi
eksiği varsa oradan tespit edilebilir. Orada olmayan şeyleri de derste
söylediğim ve açıkladığım düşünülürse, işimi eksik yaptığımı bırakın
ispatlamayı, iddia etmek bile pek kolay olmaz. Böyle bir hatam olmuşsa,
öncelikle bunun doğrudan mağduru olan öğrencilerin beni şikayet etmeye hakkı vardır. Olursa böyle bir şey, çıkar hesabımı veririm.
Mesleği elinden alınmış ve köle olarak çalışmaya mahkum
edilmiş ama yine de üzerine düşeni yapan bir adama hesap sormakla boşa vakit kaybeden
okuruma naçizane tavsiyem öncelikle mecburi hizmet meselesini ve bunun yarattığı mağduriyetleri biraz daha
araştırmasıdır. Sonrasında bu hukuk garabetini yaratan vekillere ve bu
garabetten faydalanıp öğrencilerinin karşısına yeterliliğinden emin olmadıkları
bir adamı hoca diye yollayan üniversite yetkililerine hesap değilse de en
azından bunu neden yaptıklarına dair bir soru sorabilir ama cevap
alabileceğinden emin değilim; benim yaptığım gibi uzun uzun açıklamayabilirler.
Böyle geçti işte köleliğimin 23. günü.