TTB etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TTB etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mayıs 2013 Cuma

"Yamyamlık"a devam

Editörün notu:

10 Mart 2013'te bu blogda, Az Laf Bol Kuru müstear isimli yazarımızın Yamyamlık isimli bir yazısını yayımladık (yazıya ulaşmak için tıklayınız). Yazı, Ankara Tabip Odası'nın, tıp öğrencilerinin doktoraların çocuklarına bakıcılık yapmasına aracı olduğu ve bizim yanlış bulduğumuz bir kampanya hakkındaydı. Sonrasında yazının altına yapılan yorumlarda, bu konuda ATO'ya ulaşmak için ne yaptığımız da sorulmuştu. 

Yazının yayımlanmasından bugüne kadar olanları özetlediği bir yazı gönderdi Az Laf Bol Kuru. Noktasına, virgülüne dokunmadan yayımlıyorum.

Bir kez daha, ATO'yu, hem hukuka hem de etiğe aykırı bu girişimden vazgeçmeye davet ediyorum.



-----------




Editöre Mektup

Sayın Editör,

Blogunuzda yayımlanan 'Yamyamlık' başlıklı yazım sonrası yaşananları aktarmak isterim.

Ankara Tabip Odası, malum ilanına bir de metin ekleyerek hekimleri, 'kardeşlerine' katkı sağlamaya davet etmiş. 'Kardeşler' ifadesinin, profesyonel bir meslek örgütü tarafından paranın mevzubahis olduğu bir konuda kullanılmasını ayrıca mide bulandırıcı buluyorum.

Malum ilana dair bir şeyler yapabilmek için Ankara Tabip Odası'nı 'Alo 170' hattına şikayet ettim. Bu iletişim merkezi, 'Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Sosyal Güvenlik Kurumu ve Türkiye İş Kurumu tarafından sunulan tüm hizmetlerle ilgili olarak bilgilendirme yapmakta ve çözüm üretmektedir'.  Türkiye İş Kurumu Kanunu (8477/2003) Madde 20, h fıkrası (ek: 15/5/2008-5763/23 md.; 'kurumdan izin belgesi almadan iş ve işçi bulmaya aracılık faaliyetinin bir işyerinde veya 9/6/2004 tarihli ve 5187 sayılı Basın Kanununda yazılı araçlarla ya da radyo, televizyon, video, internet, kablolu yayın
veya elektronik bilgi iletişim araçları ve benzer yayın araçlarından biri ile işlenmesi halinde bu fiili gerçekleştiren gerçek veya tüzel kişilere onbin Yeni Türk Lirası; fiilin her bir tekrarında yirmibin Yeni Türk Lirası idari para cezası verilir') uyarınca yaptığım şikayet, iletişim merkezi tarafından 'mevzuatça kapsanmadığı' gerekçesi ile işleme alınmamıştır. Bu konuda kendileri ile hemfikir değilim.

Gelen bir okuyucu yorumunda, bu konunun Ankara Tabip Odası'na ne şekilde sorulduğu sorulmuş. Meseleyi Ankara Tabip Odası'na 'hekimpostası' twitter adresleri üzerinden iletip cevap alamamıştım. Okuyucu yorumu sonrası bu kez e-posta ile kendileriyle yeniden iletişime geçtim. Gelen cevap şöyledir: 'Konu ile ilgili olarak gelen tepkiler Yönetim Kurulu'na iletilmiştir. En kısa zamanda tarafınıza bilgilendirmede bulunulacaktır'. Şu aşamada bilgilendirilmeyi bekliyorum.

Yapılanın etik dışı ve kanunsuz olduğu yönündeki görüşüm geçerlidir. Bu noktadan sonra Ankara Tabip Odası'nın meseleyi uygun biçimde ele alacağını umuyorum. Aksi halde yapılabilecek tek şey, resmi makamlara suç duyurusunda bulunmaktır.

Bilgilerinize arz ederim.

Az Laf Bol Kuru
31.V.2013







10 Mart 2013 Pazar

Yamyamlık



Yamyamlık, türdeşlerinin sade etinden değil, sütünden, yününden, emeğinden ve zamanında da bencilce yararlanmaktır icabında. Bu kısa yazıda, bir tabip odasının bu fikri nasıl hayata geçirdiğini irdeleyeceğim kısaca. Tabip odalarının içler acısı haline bir örnek de olacaktır.

Ankara Tabip Odası (ATO) hakkında tek bildiğim, intörn hekim haklarının tanınmasına yönelik yasa çalışmalarına olan katkısıydı. Bu konuda haklarını teslim ederim. Öte yandan aynı tabip odası, aynı tıp öğrencilerine yönelik bir yamyamlık hareketine girince işin şekli değişti. İlk kez Ocak 2013’te fark ettiğim bir ilanda ATO, ‘Değerli tıp fakültesi öğrencileri, hekim bir ailenin evinde, çocuklarıyla zaman geçirerek veya derslerine yardımcı olarak harçlığınızı kazanmak ister misiniz?’ diye sesleniyordu.



İlanın orijinali için tıklayınız


Bu ilan hala geçerlidir. Oldukça masum ve hatta yardımsever görülebilecek bu teklifin olası sorunlarına ilişkin ATO’ya yönelttiğim sorulara ise cevap alamadım. Bu soruları burada bir kez daha sormak ve sorularıma cevap almak isterim.

  • Hekimliğin meslek ve özlük haklarını gözetmesi gereken bir kuruluşun, hekim adaylarını ait olmadıkları bir mesleğe teşvik etmesi etik midir?
  • Hekimlerin işverenliğinde çalışacak tıp öğrencilerinin istismarını nasıl önleyeceksiniz? 
  • Teklifiniz, öğretim üyesi, öğretim görevlisi ve asistan olan hekimleri, öğrencilere karşı çıkar çatışması içine sokabilir mi? 
  • Çocuk bakıcısı arayan hekimlerden komisyon alacak mısınız? 
  • Tıp öğrencilerine verilecek ücreti ve çalışma şartlarını neden ilana yazmadınız? Bu öğrenciler, asgari ücretin altında, sigortasız ve kayıt/yasa dışı olarak mı çalıştırılacaktır? 
  • Bir tabip odasının görevleri arasında, üyelerine çocuk bakıcısı aramak var mıdır? 
  • Tıp öğrencilerinin ‘harçlığı’na katkı için burs bulma yoluna başvurdunuz mu? 
  • Tıp öğrencileri için başka tür ‘işler’ bulmak da gündeminizde midir?



Sonsöz: 

ATO’nun aracılık etmeye soyunduğu ve iyi niyetli görünen bu meselenin, etik ve hukuki açıdan belirsizlikler içerdiğini, dolayısıyla istismara ve kötü niyete açık olduğunu düşünüyorum. Paraya ihtiyacı olan ve hakettiğinden azına razı olacak bir tıp öğrencisi, kaçak işçi olarak çalıştırılırken kaza geçirirse, ‘harçlığı’ ödenmezse, işi bırakma durumunda işvereni tarafından sınıfta bırakılmakla tehdit edilirse, para yerine not verilmesi gibi tekliflerle karşı karşıya kalırsa ATO bunun sorumluluğunu alabilecek midir? Hekimliğin kölelik haline getirildiği bir ortamda köle kervanına tıp öğrencilerini de katmaya aday bir uygulamayı ortaya çıkaran ATO, yasanın hükmettiğinin tam aksi bir işi vazife edinmiştir. Hekim çocuklarının daha iyi ve daha ucuza bakılması için tıbbiyelilere layık görülen bu muamele, kabul edilemez.


Az Laf Bol Kuru


Editörün Notu:

ATO, başlıca görev ve yetkilerini şurada açıklamış. Yazıda incelenen uygulamanın bu görev ve yetkiler arasında olmadığı kesin. "Başlıca" demişler; diğerleri nedir, bilemiyoruz. Belli ki, diğer görevleri arasında böyle şeyler de var (!)

Bu meseleyi dert edinip bu yazıyı yazan Az Laf Bol Kuru'ya bir doktor olarak teşekkür ederim. Kendisinin Tumblr'daki işlerine http://azlafbolkuru.tumblr.com/ adresinden ulaşabilirsiniz.




18 Mart 2012 Pazar

Daima yalnız yürüyeceksin

Bir Tıp Bayramı haftasını daha geride bıraktık. Siyasilerden ve resmi ağızlardan gelen açıklamalara meslek örgütlerinden yapılan açıklamalar eklendi. Bolca laf...

18 Mart 2012'de İstanbul Tabip Odası bir yürüyüş de düzenlemiş, duyurusu şöyle:


Resmi sitelerindeki daha geniş duyuru da bu linkten görülebilir.

Yok mu bir eksiklik? Olmaz olur mu...

İTO'nun ve TTB'nin çok sayın yetkilileri, gelin sizinle bir hesap yapalım (bu hesabı sizin çoktan yapmış olmanız gerekirdi ama olsun, geç olsun da güç olmasın).

Halihazırdaki devlet hizmet yükümlülüğü (DHY) uygulamasına esas teşkil eden kanun Haziran 2005'te yürürlüğe girdi. Buna göre.

1) 2005'ten beri tıp fakültelerinden mezun olan her hekim bu kanunun mağdurudur. 7 sene, her sene 4000 mezun desek, 28000 doktor.

2) Uzmanlık eğitimini 4 sene kabul edersek 2001 Eylül TUS'undan başlayarak 2005 Haziranına kadar uzmanlık eğitimine başlayanlardan bu eğitimi tamamlayanlar da kanun kapsamındadır. 8 TUS dönemi, 500'erden saysak, eder 4000 kişi daha.

Asgari hesapla 32000 doktor. Memlekette yaklaşık 110000 doktor var. Meslektaşlarımızın %30'u ediyor yani bu kanunun mağdurları. 

Ve bir mesleğin mensuplarının %30'una dair tek satır göremedim yine açıklamalarınızda. Meslektaşlarımızdan %30'u köle olarak çalıştırıldı, çalıştırılıyor, çalıştırılacak. Diplomaları gasp edildi. Kimisinin ailesi parçalandı ve zorunlu hizmet bittikten sonra bile ailelerinin yanına dönemiyorlar mevcut tayin/atama kriterlerine göre. Doktorları bu devletin eşit vatandaşları olmaktan men eden bir insan hakları ihlali var ortada. Bu, öncelikli bir problem değil midir size göre? Öncelikli olmasa bile, en azından o listede kısacık bir yeri hak etmez miydi?

İTO'nun duyurusunda sıralanmış problemlerin hiçbiri net olarak tanımlanmış şeyler değil. Oysa DHY net tanımlıdır. Nasıl uygulandığı, hangi kanuna dayandığı, nelere sebep olduğu bellidir. Belirsiz düşmanlara kargı sallamaktansa, ne olduğu belli bir problem konusunda çözüm üretmeye çalışma imkanı vardır burada. Diyebilirsiniz ki, "Anayasa Mahkemesi'ne bile gidildi, hallolmadı işte". O zaman ben de derim ki "Sıraladığınız problemlerin bazıları da kanunla hüküm altına alınmış meseleler, DHY ile mücadele edilemiyorsa onlarla da mücadele edilemez". 

Uzun lafın kısası:
Neden DHY gündeminizde değil? Bir gün gündeminize girecek mi?

Böylesine temel bir meseleyi yok saydığınız sürece, ne kadar yürüyüş yaparsanız yapın meslektaşlarınızın bazıları yanınızda olmayacak. O meşhur şarkıyı biraz değiştirirek söylersem:

Daima yalnız yürüyeceksiniz (you'll always walk alone).

Veya belki ben yanlış anladım. Aslında, bunu bize söyleyen sizsiniz. Devlet diplomamızı çalarken, rüzgara karşı biz yalnız yürüyeceğiz. Siz, bizi yalnız bırakmaya devam edeceksiniz.

Peki, o zaman meslek örgütü olarak ne işe yaracaksınız?

You'll Never Walk Alone, Shankly Gates, Anfield 
(Foto: Wikimedia Commons)



Beğendiyseniz paylaşabilirsiniz, maksat söz yayılsın.