27 Şubat 2011 Pazar

Bir zihniyetin teşhiri

Zorunlu hizmet meselesi üzerine AKP Batman Milletvekili Emin Ekmen'le Twitter üzerinden diyaloğumu ve bu konudaki yorumlarımı daha önce burada yazmıştım. 23 Şubat 2011'de  de, bu kez Ak Parti Batman Kozluk İlçe Kadın Kolları Başkanı Ayla Işık'la aynı konuda bir yazışmamız oldu. Bu yazıda uzun uzun yorumlayacak değilim bu diyaloğu, burada amacım yalnızca bir zihniyeti teşhir etmek. Sağlık Bakanı'nın yakınlarda yayınlanmış bir röportajındaki bakış açısı ve söylemle buradakini karşılaştırarak daha derinlemesine bir teşrih en kısada gelecek diye ümit ediyorum.




 
Batman’a19 Milyon Lira Ödenek Vekillerimiz İNAL ve EKMEN'E teşekürler

Batman Miletvekileri İnal,Ekmen ve İl Başknı Güneştekin yapıkları yazlı açıklamda,Batman'da 3 yeni Andolu Lisesi yaplacağı müjdesni verdiler

Batman Eğitim ve sağlıkta büyük atılımlar sağladı.2000-2001 Yılların da Kozluk ilçemizde hekim sayısı 2 iken şauanda 45 hekim bulunmakta
 ------

İsmail Burak Bal
o 45 doktoru devletin oraya diplomalarına el koyarak zorla gönderdiğini de yazsanız,vatandaş partinizi daha iyi tanısa güzel olur
 ------
Hiç bir doktor zorla gönderlmez.Doktor hipokrat yemini etmiş ise yurdun her bölgesnde görev almak zorundadır. anlayamadğınız şey budr

Geçmişte 2 doktor var iken ilçemde,şuan 45 doktorun olmasını siz nasıl ve hangi mantıkla eleştirirsiniz. Mantıklı ve inandırıcı olun
 ------

İsmail Burak Bal
Devlet Hizmet Yükümlülüğü Yönetmeliği'ni okursanız nasıl zorla gönderildiklerini görürsünüz veya gidip kendilerine sorabilirsiniz
Eleştirdiğim şeyin doktorların gönderilmesi değil, gönderiliş şekli olduguna da dikkatinizi çekmek isterim, yanlış anlaşılmasın.

Bu meseleyi daha önce vekiliniz Sayın Ekmen'le de konuşmuştuk, detaylarını linkte bulabilirsiniz
 ----------
Ayla_isik
İmceledim linki.Ve sizin öne sürdüğünüz argümanların haklılığını ben göremedim.Sağlık ve Eğitim çok farklı sektörler.
---------------

İsmail Burak Bal
anlamadığınız doktorların da vatandaşlık hakları olduğu, diplomalarına ve mesleklerine sahip olabilmek gibi. Ben bunu savunuyorum
kamuda çalışmak isteyen doktoru bakanlık istediği yere atayabilir ama zorla kamuda çalıştırmak başka bir şey, bunu anlayın lütfen
 ----------------

Ayla_isik
Seçme hakkını doktorlara bıraksanız ozaman doğu insanı doktorsuz kalır.Daha öncede yazmıştım öne sürdüğünüz argümanlar gerçekçi değil
 -----------------
İsmail Burak Bal
insanlara devlette ya da özelde calisma hakkı verin yeter. Devlette çalışanları bakanlık zaten istediği yere atama hakkına sahip
akademik kariyer yapmak isteyenler dahi üniversiteyi bırakıp mecburiye gitmek zorunda bırakılıyor, biliyor muydunuz?
doktorların sizi anlamasını istediğiniz kadar onları anlamaya calışmanızı rica ediyorum.
  ----------------------

Ayla_isik
Yani doktorlar istedikleri yerde görev alsınlar diyorsnuz Öylemi? ize göre asl olan doktorların mululuğu ve refahı yani.Güldürmeyin:)
 --------------------

İsmail Burak Bal
her vatandaşın mutluluğu ve refahı, doktorlar da buna dahil olmak üzere.baskaları mutlu olsun diye doktorlar neden mutsuz olsun?
  --------------------

Ayla_isik
Çok yanlış bilgiler ile birşeyleri savunuyorsunuz..Daha doktorların asl olan ihtiyaçlarından bile bi habersiniz.
 --------------------------
 
İsmail Burak Bal
Hanımefendi, ben de doktorum, pek çok da doktor arkadaşım var.Doktor olmayı ve problemlerini de siz anlatmayın bana ne olur!
 ---------------------------
 
Ayla_isik
Yılarca özelde 15-25 binTlLarası aylık maaş aldılar doktorlar.Bu ülke kimsenin çiftliği değildir.Bizm için asl olan vatndaşa hizmetir
 --------------------------
 
İsmail Burak Bal
Vatandaşa hizmet götürmek için diplomalarına el koyup doktorları köleleştirmek mübah mı? Bunu mu savunuyorsunuz?
 ----------------------
 
Ayla_isik
Bizim de doktorlarımız var.Üst İhtisas yapanlarda var.Kimse sizin gibi doğuya gitmem demiyor.Yada seçme hakkı verilsinde demiyor.
 ---------------------
 
İsmail Burak Bal
Üstelik diploması alıkonanlar yeni mezunlar, o bahsettiğiniz paraları kazananlar değil. Başkasının vebali onlara yüklenmesin
  --------------
 
Ayla_isik
Hiç realist değilsiniz kusura bakmayın.Allahtan bütün doktorlar sizin gibi düşünmüyorlar.ve doğuya gidiyorlar.İzninizle.tşkler
 ----------------------------
 
İsmail Burak Bal
Biz-bizim dediğiniz kimdir bilemiyorm ama ben de bu ülkenin insanıyım,yabancı değilim,kendimce hakkımı arıyorum,derdimi anlatıyrm
Mesele doğuya ya da batıya gitmek değil ki, zorla gönderiliyor olmak. Ben İzmir'e veya İstanbul'a zorla gönderilmeye de karşıyım
 -------------------------


Diyalog burada bitiyor. Son olarak, Sayın Işık'ın  "Vatandaşa hizmet götürmek için diplomalarına el koyup doktorları köleleştirmek mübah mı? Bunu mu savunuyorsunuz?" sorusuna cevap vermekten kaçındığına dikkat çekerek bu yazıyı bitirmek isterim. Diplomasına, mesleğini yapma hakkına sahip çıkmaya çalışan doktorların karşı karşıya olduğu zihniyetin nasıl bir şey olduğunun takdiri okuyucunundur.

7 Şubat 2011 Pazartesi

Reklamın bu kadarı

Klasik müzik yorumcularının artık birer pop yıldızı gibi pazarlanışından daha önce bahsetmiştim (burada) .

Yakın zamanda gördüğüm bir video meselenin benim hayal ettiğimin ötesine gittiğini gösterdi bana.

Berliner Philharmoniker 2011 yılbaşı konserini izlediyseniz oldukça başarılı ve bir o kadar da güzel mezzo-soprano Elīna Garanča dikkatinizi çekmiştir. Vokal müzik iyi bildiğim bir alan olmadığından ben bu konserden önce habersizdim Garanča'dan. Aradan geçen zamanda iki albümünü dinleme fırsatı buldum ve dinlemenizi şiddetle tavsiye ederim ama meselemiz bu değil. 

Bir müzik şirketi olsanız, klasik müziği nasıl pazarlayacağınızı bilemeseniz Tanrı'dan ne dilerdiniz?,

Harika bir sese ve tekniğe sahip, tercihen tutku dolu eserleri seslendiren (habanera filan mesela), 25-35 yaş arası (hem genç, hem kadınsı), Slav kökenli ve çok güzel bir sanatçı

DG'nin duası kabul olmuş, onlar da suyunu çıkartmışlar. Şu klibin bir klasik müzik yorumcusuna ait olduğuna kimi inandırabilirsiniz?


Müzik endüstrisinden bir kez daha iğrendim desem yeridir...

23 Aralık 2010 Perşembe

Doktor, vekil ve mecburi hizmet

İşler, hastalık, vb. derken boşladım blogu. Bu da bir geri dönüş yazısı olsun.
Buraya yazmadığım dönemde AKP milletvekili Emin Ekmen'le twitter'da mecburi hizmet meselesi üzerine tartıştık biraz. Aramızda geçen diyalogu (yorumlarımı da eklemek kaydıyla) blogda yayınlamak üzere izin istedim, o da itiraz etmedi. Diyalog şöyle gelişti:

IBBal Diplomalarına el koyarak doktorları zorunlu hizmete yollamanın diyetini maaşla verdiğini düşünen hükümetiniz, ( @edibesozen @emin_ekmen )

IBBal bu maaşın insanları hayatlarından koparmanın manevi tazminatını da kapsadığını mı düşünüyor? ( @edibesozen @emin_ekmen )

IBBal Kişilerin yaşadıkları yeri ve çalıştıkları işi seçme haklarını elinden almak nasıl bir özgürlük anlayışıdır? ( @edibesozen @emin_ekmen )
emin_ekmen @kgulusoy @ibbal Hakkari'de koy yolunda ölen hamile kadının yakini da Malkara da muayene olamayan hasta da hesabı hükumetten soruyor ama
IBBal @emin_ekmen "Ben kamuda çalışacağım" diyen doktoru istediği yere tayin etme hakkı vardır devletin,bu personel rejimidir, normaldir.

IBBal @emin_ekmen ama insanların diplomalarına el koyup, onları zorla bir yere çalışmaya göndermek köleliğin bir türüdür. http://bit.ly/8GLdpA 
emin_ekmen @kgulusoy @ibbal @edibesozen soru basit ; zorunlu hizmet mi? Yoksunluktan Olum mu? Herkesin bu vatana ve bu insanlara bir borcu var!

IBBal @emin_ekmen Aynı borç neden mimarlara,mühendislere,hemşirelere,diş hekimlerine ödetilmiyor? O insanların yalnızca doktora mı ihtiyacı var? 
 IBBal @emin_ekmen 10 yıl emekle elde ettiği diplomaya el konup, önce kölelik etmezsen mesleğini yapamazsın denilen kişi için konu hiç basit değil 
  IBBal @emin_ekmen İkisi de kamuda çalışanlar eş durumu kurasından faydalınıyor.eşi özel sektörde çalışan bir doktorun durumunu düşündünüz mü? 
IBBal @IBBal 'bu vatana borcunu" hem askerlik yaparak hem de zorunlu hizmete giderek ödeyen doktorlardan başka meslek grubu var mı?
IBBal @emin_ekmen "vatan borcu, ödeyeceksiniz" diye kestirip atmaktan daha fazlasını söyleyebilmenizi dilerdim.kölelik uygulamasına sahip çıkmayın  


Görüldüğü üzere daha çok ben konuşmuşum, sayın vekilin iki ifadesi var:
1) Hakkari'de koy yolunda ölen hamile kadının yakini da Malkara da muayene olamayan hasta da hesabı hükumetten soruyor ama
2) soru basit ; zorunlu hizmet mi? Yoksunluktan Olum mu? Herkesin bu vatana ve bu insanlara bir borcu var!

Bunlara sırayla cevap vermek gerekir sanırım:

1) Vatandaş sağlık hizmeti alamadığını düşündüğünde hesabını elbette hükümetten soracak. İktidar olmaya talip olmak biraz da bunu göze almak demek. Bugüne kadar "devlet vatandaşa sağlık hizmeti götürmesin" diyen doktor tanımış da değilim; sosyal devletin varlığını koruması ve giderek güçlendirilmesi gerektiğini düşünen bir insan olarak benimse buna hiç itirazım olamaz. Mesele hizmetin götürülmesi ihtiyacı değil, bu ihtiyacın karşılanması için bulunan yolun zorbalık oluşudur.
Daha önce burada yazdığım, diyalogda da sayın vekile belirttiğim gibi "Ben kamuda çalışacağım" diyen doktoru istediği yere tayin etme hakkı vardır devletin,bu personel rejimidir, normaldir.Polisler, askerler, öğretmenler gibi başka meslek gruplarına da uygulanan bir yaklaşımdır ama diplomasını alır almaz, kendisine sormaksızın kamuda çalışacağı söylenip kuraya dahil edilen, kura sonucu belirlenen yerde çalışmazsa mesleğini yapmaktan men edilen başka bir meslek grubu yok. Bu durum eşitlik ilkesine düpedüz aykırı bir hak gaspıdır benim gözümde (hukuken de öyle değil mi aslında?)
Kişileri iradeleri dışında belli bir yerde ve belli bir işte çalışmaya zorlamak (ne kadar yüksek bir meblağ ile tazmin edilirse edilsin) kölelik kapsamına girer. Bunu devletin yapması ve bunu yapmak üzere kanun yapma yetkisini suistimal etmesi apayrı bir skandaldır.
Toplumun refahını köle emeği kullanarak artırmak yeni bir yaklaşım da değil açıkçası. Binlerce sene önce Mısırlılar, Romalılar da bunu yapıyordu. Romalıların barbar kabul ettiği, henüz şehir medeniyetini oturtmamış kuzeyli kabileler bile köle kullanarak daha çok iş elde etmeyi ve bazı vatandaşları rahat ettirmeyi bilirdi. 21. yy'da, dünyanın önde gelen uygar devletlerinden biri olduğu iddiasındaki Türkiye'de, kimi vatandaşların sağlık problemine bulunabilen çözüm hala köle çalıştırmak oluyorsa büyük bir yanlış yapıyoruz  demektir. Ya iddiamız yanlış ya da icraatımız!  

2) Herkesin bu vatana ve millete borcu olmasıysa bambaşka bir eşitsizliğin itirafı aslında. Herkesin böyle bir borcu olduğunu kabul etsek bile (ki şu anki hükümet döneminde yükselişini izlediğimiz liberallere bunu söylesek bizi çağdışı ilan ederler, zira bu iddia özgür ve bağımsız bireylerden oluşan toplum tasavvuruna ve o bireyin toplum ve devletin baskılarından korunması hedefine tamamen aykırıdır) bu borcun ödenmesinde bir eşitsizlik olduğu aşikar.

Oradaki vatandaşın yalnızca doktora mı ihtiyacı var? Doktora gideceği yolu yapacak mühendise de ihtiyacı var, doktorun yazdığı ilacı satacak eczacıya da. Dahası, tıpkı bu zorunlu hizmetlerine zaman zaman gerekçe gösterildiği üzere, doktorlar gibi eczacılar ve inşaat mühendislerinin de büyük kısmı devlet üniversitelerinde okuyor. Bu durumda hem vatandaşa hizmet götürmek, hem de doktorlara yapılan eşitisizliği dengeye getirmek üzere hükümet eczacılara ve inşaat mühendislerine de mecburi hizmet getirmeli, öyle değil mi? Türkiye'de fakülteyi bitiren her eczacı, diplomasını eline alıp mesleğini yapabilmek istiyorsa, gidip iki sene devletin çektiği kurada neresi çıktıysa orada çalışmalı.
Bu noktada itiraz devletin hastaneleri olduğu ama eczanelerin ve yol inşaatlarını ihale usulü alan şirketlerin özel sektöre dahil olduğu yönünde olabilir. Mesele de tam bu işte, oradaki vatandaş ilaçsız kalınca hesabını devletten soracaksa (doktorun hesabını sorduğu gibi) devletin oraya bir eczane açma, oraya bir eczacı gönderme, o eczaneye diğer eczanelerin yeterince karlı bulmadığı ya da iktisaden gücü yetmediği için getirmediği ilaçları da getirme sorumluluğu da yok mu?
Tüm bunları ve burada yazamadığım pek çok işi yapan bir sosyal devlet ortada olsa, mecburi hizmet böylesine büyük bir devlet projesinin ayağı olsa emin olun itirazlar daha az olurdu. Devletin bu şekilde büyütülmekten öte giderek küçültülmesi fikri etrafında şekillenen politikalar uygulanırken, daha geçenlerde sayın başbakan "kimse bizden, hiçbir yere fabrika yapmamızı beklemesin" diyerek bu durumu çok güzel özetlerken, memleketimizde pek bir lanetle yad edilen eski komunist ülkeleri hatırlatan bir zorla çalıştırma uygulamasının yalnızca doktorlara uygulanıyor olması bir tek bana mı garip geliyor? Sanmam.
Meseleyi kavramlar üzerinden konuşacaksak, sıkıntı populizmden popularizme geçiş yapamamaktır. Burada popularizmi daha çok Avrupa Hristiyan Demokratları tarafından yapılmış tanımıyla ele alıyorum: Belli bir grubun ya da sınıfın (bunlar çoğunluğu oluştursalar bile) iyiliğini-faydasını değil toplumun tüm fertlerinin iyiliğini-faydasını gözetmek ve bu yolla uyum içinde bir toplum inşa etmek amacıyla politika üretmek; yani basit bir çoğunlukçuluktan kendini kurtarıp gerçek bir halkçılığa, vatandaşların tümünü kucaklayan bir yaklaşıma geçiş.

Görünen o ki biz şimdilik bundan uzağız. Sayın vekilin doktorları ödemeye çağırdığı vatan borcu tam da böyle bir şey. Çoğunluğun faydası için, daha küçük (ve hatta kimi zaman, kimilerince elit yaftası yapıştırılan) bir grubun feda edilmesinde, köleleştirilmesinde beis görülmeyen noktadayız.

İleri medeniyetler dilerim efendim.

Not: Sayın Ekmen'e daha önce söz verdiğim üzere bu yazıdan kendisini haberdar edeceğim ve herhangi bir itirazı, düzeltmesi ya da açıklama isteği olursa tamamına burada yer vereceğim.

Not2: Yazı yayınlanalı epey zaman oldu ancak Sayın Ekmen'den bir yanıt gelmiş değil. Söz vermiş olmama rağmen cevap yayınlamayışım benim sansürcülüğümden değil,  bir cevap gelmemiş olmasındandır.

25 Kasım 2010 Perşembe

Yetkililer görevlerinin başında

Memlekette ne zaman vaktinde önlem alınsa önlenebilecek bir şey olsa, bir devlet büyüğümüz (Allah onları başımızdan eksik etmesin (!) ) çıkıp, zamanında o önlemlerin alınmasını sağlamamış olan aynı yetkililerden bahsederek o meşhur cümleyi kurar:

YETKİLİLER GÖREVLERİNİN BAŞINDA

Ayamama Deresi taştı, İstanbul'un orta yerini sel aldı, yetkililer görevlerinin başındaydı.

Madenciler göçük altında kaldılar güvenlik önlemi alınmamış madenlerde, yetkililer görevlerinin başındaydı.

Tuzla'da tersanelerde onlarcası öldü asgari ücrete talim edenlerin, yetkililer görevlerinin başındaydı.

İnşaatı iyi denetlenmemiş çürük evler depremde çöktü, binlerce kişi öldü 17 Ağustos 1999 İzmit Depremi'nde, yetkililer görevlerinin başındaydı.

Bir süredir eczanelerin ereksiyon bozukluğu tedavisi ilaçlarındaki promosyon uygulamasına kafayı takmış durumdayım. Merak ettim, yetkililer o konuda ne halde diye ve 27.10.2010 tarihinde Ankara İl Sağlık Müdürlüğü'ne şu e-postayı gönderdim:

" Eczaneler ve promosyon hakkında şikayet

Sayın Yetkili,

Ülkemizde ilaçta reklam ve promosyon yasak olduğu halde Ankara ili genelinde pek çok eczanede sildenafil içeren ilaçlar (Viagra, Sildegra, Vigrande vb.) "bir alana bir bedava", "iki alana bir bedava" gibi promosyonlarla satılmaktadır. Ciddi yan etkileri olabilecek bu ilaçların bu şekilde pazarlanması kanunları ihlal etmek yanında halk sağlığı açısından da tehdit oluşturmaktadır.

Bu konuyla ilgili olarak:

1) Müdürlüğünüz ya da Sağlık Bakanlığı bu durumdan haberdar mıdır?
2) Haberdar iseler Müdürlüğünüz ya da Sağlık Bakanlığı bu konuda herhangi bir çalışma yürütmüş müdür? Uyarılan ya da ceza alan eczane olmuş mudur? 
3) Bugüne kadar böyle bir denetleme olmuş değil ise bundan sonrası için böyle bir çalışma planlanacak mıdır?

Bu sorularım cevaplanarak, e-posta aracılığıyla bilgilendirilmemi saygılarımla arz ederim."


Onlar da 1.11.2010 tarihinde şu cevabı yolladılar (hızla cevap vermelerini takdir ettim doğrusu):

" İl Sağlık Müdürlüğü İlaç ve Eczacılık Şubesi

Eczacılık Kanunları ve Yönetmeliği gereğince eczanelerde böyle reklam ve promosyon yapılması yasaktır. Müdürlüğümüzce zaman zaman yapılan tamimlercede yapılmasının yasak olduğu eczanelere duyurulmaktadır. Yapılan denetimlerde saptanırsa önce sözel olarak uyarılmakta ancak tekrarı halinde eczane hakkında yasal işlem uygulanmaktadır. Eczanelerle ilgili normal yıllık denetimlerimiz yapılmakta ve ayrıca gelen şikayetler üzerine tekrar denetime gidilmekte reklam ve promosyona yönelik herhangi bir unsura rastlanırsa gerekli yasal işlem uygulanmaktadır.

Bilgilerinize."


Benim anladığım kadarıyla yetkililer yine görevlerinin başında ama nasıl oluyorsa Ankara'nın göbeğinde promosyon uygulaması devam ediyor. Daha önce vitrinindeki yazının fotografını yayınladığım Büyük Mithatpaşa Eczanesi, bu hafta ikinci bir yazı daha eklemiş, Cialis'te de promosyona başlamışlar. Etken maddesi tadalafil olan bu ilaç, kimileri tarafından 36 saate varan uzun etki süresi nedeniyle  "haftasonu viagrası" olarak da biliniyor. Özellikle performanslarını artırmak amacıyla bu gibi ilaçlara yönelen genç kullanıcılar cumartesi öğle saatlerinde bir tane aldıklarından haftasonunun geri kalanında atılacakları maceralara hazırlanmış olduklarını düşünüyorlar. Sildenafil içeren ilaçlarda promosyonlar çoğu zaman muadiller üzerinden yürürken eczanemiz bu kampanyasında orijinal ilacı promosyona sokmuş durumda, müşteri çekmeye aday bir proje. 
Sanırım bu işin sonu şuraya varacak:
Altta yatan, kendisinin bile haberdar olmadığı bir kalp hastalığı olan otuzlu yaşlarda bir vatandaş haftasonu maceraları için reçetesiz olarak bu promosyonlu ilaçlardan alacak. Sonra kendini alkole de verecek. Sonra da ölüp gidecek ve televizyona-gazeteye haber olacak. 

İşte o zaman bir devlet büyüğümüz çıkıp şimdi yapılması gereken denetlemelerin sıklaştırılacağını açıklayacak ve diyecek ki:

YETKİLİLER GÖREVLERİNİN BAŞINDA



23 Kasım 2010 Salı

Türksün di mi?

Bir dönem, yalnızca Türklerin yaptığı veya yapabileceği tuhaflıklarla karşılaştıkça, şakayla karışık sıkça sorardık şu soruyu: Türksün di mi? Bu sözün ilham kaynaklarından biri de Selçuk Erdem'dir, aşağıdaki karikatürde de görüleceği gibi:


Bana bu tuhaflıkların, sinir bozucu hayat detaylarının bize mahsus olmadığını öğretenlerden biri BBC World Service belgeselleri oldu. Günde bir doların altında gelirle yaşamaya çalışan türlü milletlerden insanların hikayelerini anlattıkları "A Dollar A Day" serisi verebileceğim en iyi örneklerdendir.  O kadarcık parayla iki çocuk okutmaya çalışan, kocası ölmüş ya da aileyi terk etmiş, Meksikalı bir annenin çocuklarının gittiği okul harabe halindedir. Devletin gönderdiği ödenek hiçbir şeye yetmediğinden, öğretmen okulun onarım işleri için ailelerin her çocuk için belli bir parayı bağış (!) olarak vermesini ister, aksi halde çocukların kaydını sileceğini söyler. Kadın, yalnızca bir çocuk için bağışta bulanabilecek kadar parası olduğundan diğerini okuldan alır. Bizde de televizyonlara, gazetelere yüzlercesi meze edilmiş bir sefalet öyküsü klişesi okyanusun diğer yakasında aynen yaşanabiliyor. Sefaletin milleti olmadığını, her yerde aynı şeye benzediğini, insanların ürettiği çözümlerin de tercih değil mecburiyet olmalarından dolayı aynı olduğunu görmüş oldum. 

Bu işin insanlık dramı kısmı. İyi de, bize has sandığımız "yuh" dediren tuhaflıklarımız da bize has mı gerçekten? Geçen haftaki belgesellerden biri yollarda, trafikte ölümleri incelemeyi amaçlayan Road Kill serisinin ilk bölümüydü. Belgeseli hazırlayan Sheena McDonald'ın ilk durağı Nairobi, Kenya. BBC web sitesindeki özete bir bakalım:

Sheena'nın ilk durağı, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 13000 kişinin trafik kazalarına bağlı yaralanmalar sonucu öldüğü Nairobi, Kenya.
Resmi rakamlar 3000 gibi daha düşük bir sayıyı gösterse de, otoyolların giderek artan sayısı, polisteki yolsuzluklar ve insanların - yaya geçitlerini kullanmak yerine- kısayolları tercih etme aptallığı büyük bir güçlük teşkil ediyor.

McDonald gördüğü bir manzarayı da şöyle tasvir ediyor:
Motorsikletin üzerinde arkasında küçük bir bebek ve bagaj olan bir kadın var ve kaskı yok.

Belgeselin bir yerinde de 6 şerit gidiş, 6 şerit geliş genişliğinde otoyolu üstgeçitten değil, yoldan aşarak kestirme yapanlar var. İneği üstgeçitten geçiririken kendisi yoldan geçen milletin evlatlarına ne kadar da aşina şeyler bunlar değil mi?



Tam da bayram trafiğinde ölen vatandaşlarımız üzerinden dünyanın sorumluktan kaçmak üzere yaratılmış olduğu en belli yaratığı olan "trafik canavarı" geyiği dirilmişken bu belgesel cuk oturdu. Kendimizi yalnız hissetmeyelim, mesele Türklük değil. Yukarıdaki resimdeki abiye "Türksün di mi?" diye sorup haksızlık etmeyin, Kenyalı da olabilir kendisi.


BBC sayfasından belgeseli dinlemek için tıklayınız. (ingilizce)

Beğendiyseniz paylaşabilirsiniz, maksat söz yayılsın.