1 Ekim 2012 Pazartesi

Kısa kısa - V


I)
Veri ve istatistik temel olarak iki grup insanın işine yarıyor:
-Sorularına cevap arayanlar
-Birilerini kandırmanın örtülü bir yolunu arayanlar (başkaları sorularının doğru cevaplarını bulamasın diye uğraşanlar)

II)
Hayatımızın en güzel özetlerinden birini ve kurtuluş reçetemize dair bir ipucunu geçenlerde Twitter’da Fırat K. isimli kullanıcı yazdı:
Devlet baba artık anamdan boşansın istiyorum.

III)
İnternet “troll”lüğü ne kadar gereksiz bir modaya dönüştü yahu; beceren, beceremeyen, çapı yeten, çapı yetmeyen “troll”lük peşinde. 20-30 yıl sonra “Ben de gençliğimde “troll”düm,  hem de nasıl. Hatırlarım, bir gün filanca ünlüyü bir “troll”ledim ki...” diye şişinen yaşlı amcalar olacak galiba. Yavan!

IV)
Maçın başlarında bir şekilde bir gol bulup, sonra bütün maç boyunca 1-0'ın üstüne yatmaya çalışan, bu sırada maçı da öldüren takım yenilince çok mutlu oluyorum.

V)
Recep Tayyip Erdoğan’ın beklenen kongre konuşmasında dikkatimi çeken bir bölüm oldu, şöyle dedi Başbakan:

Biz, 10 yıl boyunca yaptıklarımızı Kürt kardeşlerimizin başına kakacak bir
parti, böyle bir hareket asla değiliz. Biz Kürt kardeşlerimize karşı yüzlerce adım attık; şimdi artık, bu yeni dönemde, Kürt kardeşlerimin bizlere karşı bir adım atmasını bekliyoruz.

Bir tuhaflık, bir hata yok mu? Bence var. Olumlu bir şey anlatmaya çalışılmış ama metin “kardeşlerimize doğru” yerine “kardeşlerimize karşı” diye yazılınca olumsuz bir anlam da çıkması mümkün, hatta dili doğru kullanacaksak bu cümle öyle anlaşılır. "Karşı" birinin yaptığı hareketin tersi yönünde anlamına gelirken, “doğru” onun olduğu tarafa yönelen hareketi ifade eder (ingilizceyi yardıma çağıracak olursak against-toward nüansı gibi). Cümleyi böyle kurunca olumsuz anlaşılabilir, bir tür zıtlaşmayı düşündürebilir. Bu kadar beklenen bir konuşmayı hazırlayan ekibin dilin nüanslarına bunu ayırt edecek kadar hakim olması beklenirdi ama öyle olmamış. Biraz art niyetli olsan buna “Freudian slip” bile demek mümkün ama ben yine de demeyeyim.

14 Eylül 2012 Cuma

Kısa kısa - IV


I)
Nişastalı besinler içinde işlenmişlik düzeyi ve basitliği açısından kuru ekmekten bile daha düz bir şey varsa, o da haşlanmış patates herhalde. Bu durum çok lezzetli olmasına engel olmuyor ama.

II)
İshal olmuş kişi için pişirilen haşlanmış patatesi canım çekse de (mis gibi kokuyor nimet)  yiyemiyorum, hastanın ilacını çalıp iyileşmesine mani oluyormuşum gibi geliyor. Aptalca olduğunu bilsem de, durum budur.

III)
“Bu bilinmelidir” dediğim ama bilmediğim, bilmediğimden utandığım şeyler var.

IV)
Bilmeyen, bundan da utanmayan, hatta bilmemekle övünen adamlar türedi. Bu ülkenin aydın geçinenlerinin bir kısmının haddinden fazla cahil ve salak olmasının, kimseye bilgiyi ve bilmeyi aşağılama hakkı vermediğini hatırlamakta ve hatırlatmakta fayda var sanki.  

V)
Ahmaklığın her türü serbest memlekette, ahmaklık etmek varken akıllı bir insan gibi davranmak ahmaklığı da dahil olmak üzere. Durmayın, siz de faydalanın bu hürriyetten.

VI)
Beethoven’ın 14 numaralı piyano sonatına “Ayışığı” adını veren Ludwig Rellstab’ın eseri hiç anlamadığı kesin.

VII)
“Beyinsiz” sözcüğü keşke fiziksel bir durumu anlatıyor olsaydı. Onca beyinin, hiç kullanılmadan, toprağa, çürümeye gittiğini görmenin iç acıtan bir tarafı var.

VIII)
Şu hatayı bir düzeltelim. O deyimin doğrusu “içten bile değil” şeklinde değil, “işten bile değil” diye kullanılır. Yani şöyle diyor  adam: Yapmak o kadar kolay ki, iş(ten) sayılmaz”. Aramızda “içten” şeklinde kullanan üniversite mezunları, mebuslar vb. var, gördükçe üzülmekle kalmıyorum, sinirleniyorum.

IX)
Halının, buzdolabının kampanyası bile mevsimlikken, sürekli kampanyada olan bir şey var, o da sildenafil içeren haplar. Libidonuza sağlık vatandaşlar, kanunsuzluğunuza kuvvet eczane sahipleri.

X)
Madem süper kahraman hikayeleri anlatmayı seviyorsun, git, fantastik edebiyat türünde eserler ver, çizgi roman işine gir. Neden politika hakkında köşe yazıları yazıyorsun? Sana da yazık, bize de.  

27 Mayıs 2012 Pazar

Kutsal (!)

Türk Dil Kurumu'nun Büyük Türkçe Sözlüğü'ne göre, kutsal sözcüğünün anlamları şöyle:


1. Güçlü bir dinî saygı uyandıran veya uyandırması gereken, kutsi, mukaddes. 
2. Tapınılacak veya yolunda can verilecek derecede sevilen, kutsi, mukaddes, lahut: 
3. Bozulmaması, dokunulmaması, karşı çıkılmaması gereken, üstüne titrenilen
4. fel. Tanrı'ya adanmış olan, tanrısal olan.
5. Tanrı'ya adanmış olan. 
6-Tanrısal olan, bütün var olanların, yeryüzüne ilişkin olanın üstünde yükselen, ondan bütünüyle başka olan. 
7. Ahlaksal yetkinliğe ulaşan, bu yolla Tanrı'ya yakınlaşan kişilerin niteliği (azizler, evliyalar, ermişler).
8. Bir toplumda ya da bir toplumsal kümede dince yüceltilen ve "dünya işleri"nden ayrı nitelikte olduğuna, ayrı bir düzen içinde yer aldığına inanılan (şeyler).
9. Güçlü bir dinsel saygı uyandıran veya uyandırması gereken kimse.
10. Tapınılacak veya yolunda can verilecek derecede sevilen. 
11. Uğur getirdiğine inanılan.


Hekimlik mesleği, tarihin çeşitli evrelerinde yukarıda sıralanan tanımların bir veya birkaçına uymuş olabilir ama bugün bunlarla hiçbir ilgisi olmadığı kesin. Kimse kalkıp, "ama hayat kurtarıyorlar" demesin, zira "hayat kurtarmak" fiili de yukarıda sıralanan tanımlara göre kutsal değil. Dahası, bir doktorun günlük programına baktığımız zaman, mesaisinin ne kadarını hayat kurtarmaya, ne kadarını rutin işlere ayırdığı ortadadır. 


Toplum nazarında giderek gözden düşen bir mesleğin mensubu olan meslektaşlarım, bu kutsallıkta hırpalanan egolarına pansuman yapan tatlı bir his buluyor olabilirler ama kendini buna kaptırmak gerçekten kopmaktan başka bir işe yarayacak değildir. Hele ki, sıklıkla karşı karşıya kaldığımız tartışmalarda hiçbir kullanışlı yanı yoktur bu iddianın.


Cemiyet, doktorluğa bir zamanlar kutsallık atfedildiğini tek bir durumda hatırlar: Doktorlar greve gitmek istediğinde.


"Siz kutsal bir iş yapıyorsunuz, işinizin doğası farklı" bahanesinin ardına saklanıp, maaşlı çalışan her insanın hakkı olan grev hakkını doktorların elinden almaya çalışan kafaya söyleyecek bir sözü olmasını arzu eden her doktor öncelikle şunu kendisi kabul etmelidir:


Kendi hesabına çalışan bir tür küçük burjuva olduğumuz günler de, işimizin kutsallıkla ilişkilendirilebilir bir pratiği olan zamanlar da çok gerilerde kaldı. Neredeyse hepimiz, bize daha az para vererek daha çok iş yaptırmaya çalışan, bu şekilde maliyeti azaltıp karı artırmaya çalışan işverenlerin (devlet veya özel) maaşlı çalışanlarıyız. Cemiyetin örgütleniş tarzı içinde, özü itibariyle, fabrika işçisinden, inşaat amelesinden bir farkı yok artık doktorun. 


Örselenmiş egolarımızdan arınır da bunu bir kabul  edebilirsek, pek çok şeyi anlamak da, anlatmak da, çözmek de daha kolay olacak. Hadi, bir gayret...   

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Bir ustama saygı



(28 Mayıs 1925 – 18 Mayıs 2012)





Kitaplardan ve insanlardan öğrendiğimden daha fazlasını müzikten öğrendiğimi düşünüyorum kimi zaman. Dolayısıyla, o müziği bana öğreten insanlara karşı büyük bir borç altında hissediyorum kendimi. Bu insanlara saygım çok büyük. 

Talihsizliğim, doğmak için biraz geç kalmış olmam. Richter, Furtwängler, Horowitz, Annie Fischer, Kempff, Arrau; hepsi ben onları keşfetmeden önce ölmüşler. Hala yaşayan ve bu derecede saygı duyduğum müzisyenler az; Erkan Oğur, Martha Argerich, Harnoncourt ilk aklıma gelenler.

Bana çok şey öğreten adamlardan biri iki gün öncesine kadar hayattaydı, şimdi o da yok. Richter the Enigma belgeselinde görmüştüm Dietrich Fischer-Dieskau'yu ilk kez. Richter'in çaldığı piyanoya doğru eğilip doğrularak, büyük bir coşkuyla söylüyordu. Merak ettim, peşine düştüm, dinlemeye başladım. Mahler'in senfonilerini dinlemeye başlayacak cesareti bulabilmemi sağlayan, öncesinde liedlerini ondan dinlememdi. Bir türlü öğrenemediğim, hakkını veremediğim bir şey varsa klasik müzikte o da vokal eserlerdir. Benim için o duvarın arkasını az da olsa görmemi sağlayan adamlardandı.

20 yy. seviyesine ulaşılması çok zor yorumcular yetiştirdi, ve şimdi onlardan biri daha gitti. Teşekkürlerimi sunarım kendisine. 


Mahler'in "Lieder eines fahrenden Gesellen" serisinin en sevdiğim bölümüdür "Die zwei blauen Augen von meinem Schatz". Bu yazıyı onunla bitirmek uygun olacak galiba. Orkestrayı Furtwängler yönetiyor,  Dietrich Fischer-Dieskau söylüyor.





14 Nisan 2012 Cumartesi

Hit me baby, one more time

Bu bloga "haymatlos" adını verirken aklımdaki daha çok bir zihin halini tasvir etmekti ama gerçekten haymatlos olmak veya iltica etmek, Sağlık Bakanlığı'ndan kurtulmamın tek yolu olacak sanırım. 


Harran Üniversitesi'nden istifa edip, istifamı belgeleyen evrakı Bakanlık'a götürdüğümde, tekrar kuraya girmem için dilekçe ile başvurmam gerektiği, istifa sonrası otomatik olarak yeniden kuraya alma işlemi yapılmadığı söylenmişti. Ben de dilekçemi vermiş ve kuraya katılmıştım.


O kurada da Afyon Kocatepe Üniversitesi çıktı, iki ay çalıştım ve istifa ettim. Şimdi Ankara'da bir şirketin tıbbi danışmanlığını yapıyorum. Diplomamdan vazgeçtim, mesleğimi icra etmiyorum, yeni bir işim var, ona alışmaya çalışıyorum. Sevdiğim insanların arasındayım ve huzurluyum. Daha doğrusu iki gün öncesine kadar huzurluydum. Sonra bu hikayenin kötü karakteri Sağlık Bakanlığı yine çıkageldi.


2 gün önce akşam üstü arkadaşım arayarak "senin adın zorunlu hizmet kurasına girecekler listesinde var" dedi. Ben bir daha kuraya girmeyeceğimi düşünüp, "diplomayı verdim ama hayatımı geri aldım, Bakanlık'tan da kurtuldum" zannederken, benim haberim olmadan adım listeye girivermiş. Açtım, listelere baktım, mazareti bitenler listesinde adım var gerçekten de. Kuraya girecek tek farmakolog benim, tıbbi farmakoloji için açıklanan  tek kadro ise "MALATYA SAĞ. MÜD. ECZACILIK İŞLERİ İLE İLGİLİ ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ".




Ben de, ne olduğunu anlamak üzere Bakanlık'a gittim.


İtiraz: Hani ben dilekçe ile başvurmazsam beni kuraya almayacaktınız?


Cevap:  O kural 657 sayılı kanuna tabi olarak çalışıp görevinden ayrılanlar veya müstafi sayılanlar için geçerli. 2547 sayılı kanuna göre çalışanlardan görevinden ayrılanlar veya görevine hiç başlamayanlar, durumlarıyla ilgili belgelerin Bakanlık'a ulaşmasının ardından ilk kuraya dahil edilirler. Geçen sefer arkadaşlar yanlış işlem ve bilgilendirme yapmışlar, sizden dilekçe almalarına gerek yoktu.


Yorum:
Aynı kura ile insanların farklı statülerde görevlere gönderilmesini yanlış bulduğumu daha önce de belirtmiştim. DHY kuralarında bu hep yapılıyor, üniversitelere gönderilenlerin durumunda hep bir tuhaflık var. Bu tuhaflıklardan birini daha öğrenmiş oldum.

Bu açıklama sayesinde aklıma takılan bir sorudan da kurtulmuş oldum aslında. Bu cevabı duyana kadar kendime şunu soruyordum: Ne yani, ben özel sektörde çalışmaya devam edip onların çektikleri kura ile belirlenen yerde göreve başlamadığım sürece, yıllar boyunca bana kura çekmeye devam mı edecek bu Bakanlık? Etmeyecekmiş. Bu kurada açtıkları tek kadro 657'ye tabi çalışılacak bir görev için. Dolayısıyla bu son. Öte yandan, diğer kuralarda olduğu gibi bunda da bir üniversiteye yollamış olsalar, evet, yeniden kura çekeceklermiş; 657 ile çalışılan bir yer denk gelene kadar kuraya devam yani.

Burada bir tuhaflık daha var. Daha önce verdikleri bilgi nedeniyle ben kendimi artık muaf sandığımdan kura listelerine bakmamıştım bile. Arkadaşım şans eseri adımı görüp bana haber vermemiş olsaydı Bakanlık, benim haberim dahi olmadan;
-önce, beni bir kuraya dahil edecek,
-sonra, tercihlerimi içeren bir belge yollamamı bekleyecek,
-sonra, bu belgeyi yollamadığımdan beni genel kuraya dahil edecek,
-sonra, o genel kura ile beni bir yere atayacak,
-sonra, bu yeri internette ilan edip, internet ilanını tebligat olarak kabul ettiğinden adresime bir belge yollamadan göreve başlama süremi işletmeye başlayacak,
-sonra, o süre içinde göreve başlamadığımdan beni müstafi sayacaktı.

Müstafi sayılmamla birlikte bir yıl boyunca devlet memuriyetine ve DHY kuralarına girmekten men edilmiş olacaktım. 657 sayılı kanunla sınırlanmış olan memuriyetten istifa haklarımdan birini de kullanmış olacaktım. Bütün bunlarda haberim dahi olmayacaktı.

Haberim oldu da, ne oldu sanki? Bütün bunlar yine olacak, benim haberim olmuş olacak yalnızca; bir de tercih yapmayacağım elbette.

Bitmeyen maceramın son bölümü (şimdilik) bu, bakalım daha ne numaralar çıkacak.

Beğendiyseniz paylaşabilirsiniz, maksat söz yayılsın.